Panelin açılış konuşmasını yapan TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli, kömürün yalnızca bir enerji kaynağı olmadığını; iklim krizini derinleştiren, hava ve su kirliliğine neden olan, doğal varlıklar üzerinde ağır tahribat yaratan ve özellikle termik santrallerin çevresinde yaşayan toplulukların yaşamını doğrudan etkileyen ve iş cinayetleri ile sık sık gündeme gelen çok boyutlu bir mesele olduğunu vurguladı. Tuncaelli, “Yaşadığımız iklim krizinin etkileri, enerji sistemimizi değiştirmemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak asıl soru, bu dönüşümün maliyetini kimin ödeyeceği. Bizim için adil geçiş, bir tarafta doğayı korurken diğer tarafta emekçileri ve yerel toplulukları mağdur eden bir dönüşüm olamaz. Aksine, ekolojik sınırları gözeten, eşitsizlikleri azaltan ve etkilenen bütün kesimlerin karar alma süreçlerine katılımını sağlayan demokratik bir toplumsal ve ekonomik düzenin kurulmasıdır.” dedi.
Panelin “Türkiye’de Kömür: Mevcut Durum, Santraller ve Mücadeleler” başlıklı ilk oturumunu yöneten Eylem Tuncaelli, Türkiye’de kurulu elektrik gücünün yüzde 18’inin kömüre dayalı olduğunu ve kömür kurulu gücünün yüzde 47’sinin ithal kömürden oluştuğunu belirtti. Eylül 2026 TEİAŞ verilerine göre Türkiye’de 69’u kömür, 349’u doğal gaz olmak üzere toplam 418 termik santral bulunduğunu aktaran Tuncaelli, termik santrallerin su, hava, toprak ve canlı sağlığı üzerindeki tehditlerine dikkat çekerek sözü yerel savunuculuk temsilcilerine bıraktı.
Çerkezköy’de planlanan termik santrale karşı yürütülen savunuculuk çalışmalarını anlatan TEMA Vakfı Çerkezköy İlçe Sorumlusu Nilüfer Ceylan, sürecin başarıyla sonuçlanmasında köylü kadınların önemli bir rol üstlendiğini vurguladı. 2016 yılında evlerde, kahvelerde yürütülen savunuculuk çalışmalarının zamanla büyüyerek binlerce kişiyi bir araya getirdiğini belirten Ceylan, termik santrallerin etkilerini yerinde görmek amacıyla farklı illere düzenlenen teknik ziyaretlerin de köylülerin karşılaşabilecekleri riskleri daha iyi anlamalarına katkı sağladığını ifade etti. Trakyalı köylü kadınların “Biz Kül Yutmayız” sloganıyla yürüttüğü karşı duruşun esnaf ve çiftçiler tarafından da sahiplenildiğini aktardı.
TEMA Vakfı Kahramanmaraş İl Temsilcisi Abdurrahman Akbolat, doğal varlıkları koruma çalışmalarının yaygınlaşması ve toplumda karşılık bulması için farklı kesimlerle diyalog kurmanın önemine değindi. Akbolat, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin ÇED olumlu kararının iptali için açılan davalarda elde edilen başarıları, yerel lobi çalışmalarını ve kampanya faaliyetlerini paylaştı.
Panelde ayrıca Avdan’dan Hatice Teyze’ye selam gönderilirken, Tavas’ta tarım topraklarının korunması için köylülerin verdiği çaba da gündeme geldi.
Panelin “Adil Geçiş, Yeşil Büyüme ve İklim Adaleti” başlıklı ikinci oturumunun moderatörlüğünü TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı Berna Balcıoğlu üstlendi. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’na (ITUC) atıfta bulunan Balcıoğlu, adil geçiş süreçlerinde emekçilerin karar alma mekanizmalarında yer almasının önemini “Masada değilsen menüdesin.” sözleriyle vurguladı.
Dokuz Eylül Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden Doç. Dr. Ceyhun Güler, adil geçişin gerçekten adil olabilmesi için bölüşüm ve dağıtım adaletinin sağlanması gerektiğini belirtti. İşçilerin menüde değil, masada yer alabilmesi için geçiş sürecine katılımlarının sağlanması ve yeterli düzeyde bilgilendirilmeleri gerektiğini vurgulayan Güler, sendikalı işçilerin yüzde 46’sının adil geçişin ne olduğunu bilmediğini de aktardı.
DİSK/Sosyal-İş Sendikası Uluslararası İlişkiler Uzmanı Kıvanç Eliaçık, Türkiye’de adil geçiş kavramının farklı kesimler tarafından farklı biçimlerde tanımlandığına dikkat çekti. Ana akım yaklaşımın adil geçişi işçilerin bakış açısından ele almadığını belirten Eliaçık, bu tanım farklılıklarının ortak bir zeminde buluşulmasını güçleştirdiğini ifade etti.
Mekânda Adalet Derneği’nden Hülya Çeşmeci, “Adil Geçiş İçin Dersler” başlıklı konuşmasında Ermenek’te kömürden plansız çıkışın yol açtığı olumsuz sonuçları ele aldı. Geçiş süreci planlanmadığında kömür bölgelerinde ortaya çıkan ekonomik yıkımın ve göçün, bölge halkının yaşamı üzerindeki etkilerini çarpıcı örneklerle aktardı.
Panel, kömürden çıkışın ertelenemeyeceği; ancak bu dönüşümün başta işçiler ve yerel topluluklar olmak üzere etkilenen tüm kesimlerin katılımıyla planlı ve adil bir biçimde gerçekleştirilmesi gerektiği vurgusuyla sona erdi.