Bir bebekten katil yarattık.
Ama kimse bunu kabul etmek istemedi..
.
Her şey küçük işaretlerle başladı. Görülmesi zor değildi aslında—sadece bakmak gerekiyordu. İçine kapanmalar, korkular, sürekli gece gündüz denetimsizce oynanan bilgisayar oyunları ve kontrolsüz oyunlarda kendilerine biçilmiş görevi yapmaya çalışan sistemik robotlar,akranlarından farklı ve adeta ben buradayım beni görün der gibi farklı davranışlar , mafyavari dizilere özenen hareket biçimleri ve ani öfke patlamaları… Hepsi birer tehlike sinyaliydi. Ama sistemin içinde bu sinyaller ya yok sayıldı ya da bastırıldı.Onu yetiştiren yapı sevgi değil, korku üzerine kuruluydu. Karanlık, disiplini, itaat etmeyi öğretti; sorgulamayı değil. Ama mesele sadece bu değildi.

Bu sebeple eğitim sistemi de onu kurtaramadı. Çünkü o sistemin içinde çocuklar birey değil, “başarı”ya indirgenmiş sayılardı. Sınav sonuçları, performans çizelgeleri, rekabet… Kimse onun ne hissettiğini sormadı. Kimse onun neden sustuğunu merak etmedi. Öğrenmesi gereken şeyler öğretildi belki ama anlaşılması gereken çocuk hiç anlaşılmadı.
Kapitalizmin soğuk yüzü ise bu boşluğu daha da derinleştirdi. Değer, insan olmakta değil; üretmekteydi. Faydalıysan varsın, değilsen görünmezsin. Sevgi bile koşulluydu. Başarı varsa kabul, yoksa dışlanma.Böyle bir düzende bir çocuğun ruhu yavaş yavaş silinir. Yerine ise öfke, yalnızlık ve yabancılaşma dolar.
Arada kalan bir çocuktu o.
Ne gerçekten korunabildi, ne de gerçekten görülebildi
.
Onu farkeden öğretmenlerden biriydi Fatma Nur öğretmen. Gözlerinin içindeki kırılmayı gördü.Yardım istemeden yardım çığlığı atan o sessizliği duydu. Uyardı, anlattı, direndi. Eğitim sisteminin mekanikleşmiş yapısına rağmen bir çocuğa insan gibi yaklaşmaya çalıştı.Ama sesi sistemin gürültüsünde kayboldu.Çünkü bu düzende duyulan sesler, çoğu zaman en doğru olanlar değil; en güçlü olanlardı. “Ortada bir canavar var… ama o doğmadı, yaratıldı.”
Ve gerçekten de yaratıldı.
Görmezden gelinen her işaret, susturulan her uyarı, bastırılan her gerçek… onu adım adım bugüne getirdi. Eğitim onu anlamadı, sistem onu korumadı, düzen onu şekillendirdi.
Sonunda herkesin korktuğu şeye dönüştü.
Sonra ne oldu?
Hazin son.Herkes şaşırdı. Herkes suçlu aradı. Ama kimse aynaya bakmadı.Çünkü gerçek rahatsız ediciydi:
Bu bir çocuğun hikâyesi değildi sadece.Bu, bir sistemin hikâyesiydi.
Ve belki de en korkuncu şuydu— onu kimse öldürmedi.
Onu; rekabetle, ilgisizlikle, korkuyla ve sessizlikle…
hep birlikte yarattık.