Kömürde çöküşün bedelini işçi ödüyor

Doruk Madencilik işçilerinin aylar süren ücret ve tazminat mücadelesi, Türkiye’nin kömür politikasındaki temel çelişkiyi görünür kılıyor: Kamu destekleriyle yaşatılan sektörde küçülme hatta kapanma risklerine karşı işçileri ve kömür bölgelerinin ekonomisini koruyacak bir geçiş planı bulunmuyor.

Kömürde çöküşün bedelini işçi ödüyor

Eskişehir’in Mihalıççık ilçesindeki Doruk Madencilik ve Yunus Emre Termik Santrali işçilerinin ücret, kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer özlük hakları için aylardır sürdürdüğü mücadele, ağustos ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki eylemlerle yeniden gündeme geldi.

İşçilerin nisan ayında Eskişehir’den Ankara’ya yürüyerek başlattığı eylemin ardından bazı ödemelerin yapılacağı açıklanmış, ancak işçiler verilen sözlerin tamamının tutulmadığını belirterek yeniden sokağa çıkmıştı. Ağustos ayında Bakanlık önünde sürdürülen eylemlerde çok sayıda işçi gözaltına alındı. Bağımsız Maden-İş, Doruk Madencilik ile Yunus Emre Termik Santrali’nde çalışmış veya çalışmayı sürdüren yaklaşık 400 maden ve enerji işçisinin ücret, tazminat, ücretsiz izin ve diğer özlük hakları konusunda mağduriyet yaşadığını bildiriyor.

Ancak Doruk’ta yaşananları yalnızca bir şirketin işçi alacakları sorunu olarak görmek, kömür havzalarında ortaklaşan istihdam güvencesizliğini gözden kaçırıyor. Soma, Ermenek ve Mihalıççık’ta farklı biçimlerde ortaya çıkan sorunların ortak noktası, işletmelerin küçülme, üretimi durdurma ya da kapanma riskinin doğrudan işçilerin gelir ve çalışma güvencesine yansıması.

Soma Termik Santrali’nde üretimin durdurulmasının ardından 87 işçinin ücretsiz izne çıkarılması bunun bir başka örneği. Üstelik etkisi santral çalışanlarıyla sınırlı değil: Kömür işletmelerinin küçülmesi veya kapanması, maden işçilerinin yanı sıra nakliyecileri, bakım çalışanlarını, esnafı ve bölgedeki haneleri de etkiliyor. Bu nedenle kömür sektöründeki daralma, tek tek şirketlerin mali kararlarından öte, kömür bölgelerinin geleceğini ilgilendiren bir istihdam ve bölgesel ekonomi meselesine dönüşüyor.

Kamu desteği var, güvence yok

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılında açıkladığı teşvik düzenlemesiyle yerli kömür santrallerinde üretilen elektriğin yüzde 60’ı için belirli bir taban fiyat mekanizması getirildi. Diğer elektrik santrallerinden ortalama kilovatsaat başına 4 cent’e satın alınan elektrik için yerli kömür santrallerine 7,5 cent ödeniyor. Ember Türkiye’nin hesaplamasına göre bu desteğin dört yıllık maliyeti 8,7 milyar dolara ulaşabilir; tüm kömür santrallerinin kapsama alınması durumunda tahmini maliyet 9,8 milyar dolara çıkabilir. (: https://ember-energy.org/tr/analizler/turkiye-komure-8-7-milyar-dolar-alim-garantisi-yenilenebilir-hedeflerine-ters/) CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz bu tablonun Türkiye’nin kömür politikası açısından önemli bir çelişkiye işaret ettiğini vurguluyor: “vergilerimizle kömür santrallerini işleten şirketler desteklenirken işçilerin maaşlarını alamaması kömür sektöründeki çöküşün en açık kanıtı”

Dolayısıyla mesele yalnızca kömür sektörünün geleceği değil, kamu kaynaklarının bu geleceği nasıl yönettiği. Enerji arzını ve şirket gelirlerini destekleyen mekanizmalar tasarlanırken, işçilerin ücret ve tazminatlarını güvence altına alan benzer bir mekanizmanın bulunmaması, şirketlerin finansal sorunlarını işçiye ve kömür bölgelerine yüklüyor.

Plansızlığın Sonucu: Şirket İnsafına Bırakılan İşçi ve Bölge Ekonomileri

Madencilerin yaşadığı mağduriyetin, Türkiye’nin plansız kömür politikasının sorgulanması için bir başlangıç noktası olması gerektiğini söyleyen Özlem Katısöz’e göre kömür sektörü; plansızlık, adaletsizlik, yüksek maliyetler nedeniyle zorlanıyor.

Katısöz, “enerji dönüşümünün karşısında duran fosil yakıt politikaları bugün işsizlik ve mağduriyet yaratıyor. Şirketlere kaynak aktarılıyor ama onlar işçilerin ücretlerini dahi ödemiyor” diyor.

Katısöz’e göre on sene önce bu santraller özelleştirilmeden veya yenilerinin yapılması için teşvikler verilmeden önce kademeli küçülme takvimi, gelir güvencesi, yeni beceriler ve alternatif istihdam alanları hazırlanmalıydı.

Buradaki mesele, “kömürün miadı doldu, işçi de işsiz kalacak” demek değil; sektör dönüşürken işçinin ve kömür bölgelerinin geçim kaynaklarını güvence altına almak. Doruk’ta ücret ve tazminatların şirketin ödeme takvimine bırakılması, Soma’da ise üretimin durmasıyla ücretsiz izin ve kapanma belirsizliğinin ortaya çıkması, plansızlığın iki farklı sonucunu gösteriyor.

Çözüm: Adil geçiş

Ekonomik olarak zorlanan kömür işletmelerini yalnızca kamu desteğiyle ayakta tutmak da sorunu çözmüyor.

DİSK ve CAN Europe’un 2024 tarihli ortak raporu; sosyal koruma, yeni beceri ve yeniden istihdam programları, yerel kalkınma ve sendikaların karar süreçlerine katılımını içeren bir dönüşüm çerçevesine işaret ediyor. (https://disk.org.tr/2024/02/adilgecis/)2025’te yayımlanan akademik çalışma da kömür bölgelerinde gelir telafisi, yeniden istihdam, eğitim ve yerel geçiş kurullarının işletmeler kapanmadan oluşturulmasını öneriyor.

Bunun için öncelikle kamu desteği alan işletmelerde işçi alacaklarını güvence altına alan denetlenebilir şartlar getirilmeli. Maden ve santral çalışanları için işletmeler kapanmadan beceri haritaları çıkarılmalı; enerji verimliliği, şebeke bakımı, enerji depolama, yenilenebilir enerji ve maden sahalarının rehabilitasyonu gibi alanlarda eğitim ve istihdam programları başlatılmalı.

Kömür havzalarının tek bir büyük işverene bağımlılığını azaltacak bölgesel planlar da bu sürecin parçası olmalı. Belediyeler, kalkınma ajansları, sendikalar, meslek odaları, üniversiteler ve yerel işletmelerin dahil olduğu bu planlar olmadan, bir santralin kapanması yalnızca işçinin değil, bütün bölgenin geleceğini belirsizleştiriyor.