İsmail DUYGULU

İsmail DUYGULU

ofisavukatlik@gmail.com

KARBONU KİM ÜRETTİ, BEDELİNİ KİM ÖDÜYOR?

İklim değişikliğinin garip bir özelliği var: Karbondioksit pasaport taşımıyor. Bir ülkede atmosfere salınan sera gazı yalnız o ülkenin iklimini değiştirmiyor.

Bir fabrikanın bacasından yükselen dumanla kuraklık yüzünden ürününü kaybeden çiftçinin, selde evini yitiren ailenin, artan gıda fiyatlarıyla geçinmeye çalışan işçinin iklim krizindeki sorumluluğu aynı olabilir mi? Kirletenle bedelini ödeyen çoğu zaman aynı insan değil.

Eşitsizlik ülkelerin kendi içinde de yaşanıyor. Fosil yakıtlardan servet biriktirenlerle emeğiyle geçinenlerin iklim krizindeki payı aynı değil. Kirleten ekonomik düzenin kazancı belirli ellerde toplanırken kuraklığın, sellerin ve artan yaşam maliyetinin bedeli geniş toplum kesimlerine yükleniyor.

Sanayileşmesini fosil yakıtlarla gerçekleştirerek sermaye biriktiren ülkelerle gelişmekte olan toplumların tarihsel karbon yükü aynı değil. Uluslararası iklim hukukundaki “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesi bu eşitsizliği gözetiyor. Gelişmiş ülkelerin öncülük ve finansman yükümlülükleri de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde yer alıyor.[1]

İklim krizine karşı geliştirilen düzenlemeler karbonu ticareti yapılan bir değere de dönüştürdü. Kyoto Protokolü'nün piyasa mekanizmaları, ülkelerin başka yerlerdeki emisyon azaltımlarından kredi elde etmesine olanak tanıdı.[2] Karbon ticareti azaltıma katkı sağlayabilir; ancak fosil yakıtlara dayalı üretimin dönüşümünü geciktiriyorsa kirletmeyi sona erdirmek yerine ekonomik olarak yönetmenin aracına dönüşür.

Paris Anlaşması (2015), bütün tarafların ulusal iklim katkılarını beş yılda bir güncellemesini öngördü; ancak farklılaştırılmış sorumluluk ilkesini korudu.

Gelişmiş ülkelerin teknoloji, finansman ve karbon standartları üzerindeki üstünlüğü, dönüşümün maliyetini kimin üstleneceği tartışmasını büyütüyor. Sınırda karbon düzenlemeleri, temiz üretim için gerekli kaynaklara erişemeyen ülkeler açısından ticaret engeline dönüşebilir.

Türkiye'de de sanayinin karbon salımını azaltması gerekiyor. Avrupa Birliği'nin 2026'da uygulamaya koyduğu sınırda karbon düzenlemesi, özellikle demir-çelik, çimento ve alüminyum gibi sektörleri etkiliyor. Fabrikalar daha temiz üretime geçerken bunun maliyeti işçinin ücretinden, istihdamından veya halkın sofrasından karşılanacaksa ortada adil bir dönüşüm yoktur. Yıllarca kirleterek kazanç sağlayanların dönüşümün bedelinden kaçması kabul edilemez.

2024'te Bakü'de yapılan COP29'da gelişmekte olan ülkeler için 2035'e kadar yıllık en az 300 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi kabul edildi. Bütün kaynaklardan sağlanacak finansmanın 1,3 trilyon dolara ulaşması da istendi.[3] Finansmanın kredi ağırlıklı olması, tarihsel eşitsizliği yeni borçlarla sürdürebilir.

Çünkü iklim borcunu yeni borçla ödetmek adalet değildir.

Üstelik bazı ülkeler artık yalnız dönüşüm için para istemiyor. İklim krizinin meydana getirdiği ve geri döndürülemeyen zararların da karşılanmasını istiyor. Uzun mücadelelerin ardından COP27'de özellikle kırılgan gelişmekte olan ülkeler için Kayıp ve Zarar Fonu kurulması kararlaştırıldı.[4]

Geç sanayileşmek sınırsız kirletme hakkı vermez. Ancak fosil yakıtlarla zenginleşen ülkelerin dönüşümün bedelini dünyanın geri kalanına yüklemesi de kabul edilemez.

İklim krizinin bedelini yalnız insanlar ödemiyor. Kuruyan göller, yanan ormanlar, yok olan canlı türleri ve bozulan ekosistemler de aynı üretim düzeninin sonuçlarıyla karşı karşıya. Ekolojik adalet, tarihsel sorumluluğu ve sınıfsal eşitsizliği gözetirken insan dışındaki yaşamı da korumayı gerektirir. Çünkü doğa, ekonomik büyümenin sınırsızca tüketebileceği bir kaynak değildir.

Ekolojik adalet, yalnız kirletenin bedel ödemesiyle sağlanamaz. Doğayı tüketen üretim ve tüketim ilişkileri değişmedikçe, bedelin kime ödetileceği tartışması sürüp gidecektir. Yaşamı korumak, onu yıkıma uğratan düzeni değiştirmeyi de gerektirir.

Karbonun milliyeti yok.

Ama karbonla yaratılan servet ile iklim krizinin bedeli aynı yerde birikmiyor.

 

DİPNOTLAR:

1. Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), 1992, m. 3/1 ve 4; Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi, 1992, İlke 7. İklim ve çevre sorunlarında devletlerin ortak ancak farklılaştırılmış sorumlulukları, tarihsel katkıları ve ekonomik-teknolojik kapasiteleri gözetilerek düzenlenmiştir.

2. Kyoto Protokolü ve karbon piyasaları: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü, 1997, m. 6, 12 ve 17. Protokol kapsamında Ortak Uygulama, Temiz Kalkınma Mekanizması ve Emisyon Ticareti düzenlenmiştir. Bu mekanizmalar, belirli koşullarda emisyon azaltım birimlerinin veya kredilerinin yükümlülüklerin karşılanmasında kullanılmasına olanak tanımıştır.

3. COP29 iklim finansmanı kararı: UNFCCC, New Collective Quantified Goal on Climate Finance, Karar 1/CMA.6, 2024, par. 7-8 (FCCC/PA/CMA/2024/17/Add.1). COP29'da gelişmiş ülkelerin öncülüğünde, çeşitli kaynaklardan gelişmekte olan ülkeler için 2035 yılına kadar yıllık en az 300 milyar ABD doları iklim finansmanı sağlanması hedeflenmiştir. Ayrıca bütün aktörlere yıllık finansmanın en az 1,3 trilyon ABD dolarına çıkarılması için birlikte çalışma çağrısı yapılmıştır. Tutarların tamamı kamu hibesi niteliğinde değildir.

4. COP27 Kayıp ve Zarar Fonu: UNFCCC, COP27, Karar 2/CP.27 ve Karar 2/CMA.4, Funding arrangements for responding to loss and damage associated with the adverse effects of climate change, 2022. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı özellikle kırılgan gelişmekte olan ülkeleri desteklemek amacıyla yeni finansman düzenlemeleri ve Kayıp ve Zarar Fonu oluşturulması kararlaştırılmıştır.