ÖZGE

ÖZGE

fasilis81@gmail.com

Herkesin Konuştuğu, Kimsenin Dinlemediği Çağ

Bugün en büyük sorunlarımızdan biri cehalet değil, cehaletin özgüvenle konuşmasıdır. Sanattan anlamadan sanat eleştiriyoruz, müzikten anlamadan müzisyen yargılıyoruz, edebiyat okumadan yazarları küçümsüyoruz, siyasetin temel kavramlarını bilmeden ülke yönetimi hakkında kesin hükümler veriyoruz. Eğitimini almadan, araştırmadan, emek harcamadan her konuda fikir sahibi olmayı marifet sanıyoruz.

Bilginin yerini ezberler, sorgulamanın yerini önyargılar, öğrenmenin yerini ise sosyal medyada birkaç dakikada edinilmiş kanaatler aldı. Oysa fikir sahibi olmanın ilk şartı bilgi sahibi olmaktır. Bilmediğini kabul etmek bir eksiklik değil, öğrenmenin başlangıcıdır


Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, her konuda konuşmak değil; gerektiğinde dinlemeyi, araştırmayı ve "bilmiyorum" diyebilmeyi öğrenmektir. Çünkü gerçek bilgi sesini yükseltmez; kendini kanıtlamak için bağırmaz. Bilgisizlik ise çoğu zaman en yüksek sesle konuşur.  "Ben her şeyi biliyorum." demek, gerçekten bildiğin anlamına gelmez. Gerçek bilgi; gösteriş için değil, yaşamın içinde edinilen, emek verilmiş ve sürekli beslenen bir birikimdir.

Öyle bir noktaya geldik ki bilmediğimiz bir adresi bile tarif etmekten çekinmiyoruz. Bilmediğimiz konularda en kesin cümleleri kuruyor, uzmanmış gibi konuşuyoruz. Daha da kötüsü, yıllarca emek verip eğitim almış, araştırmış, o alanda uzmanlaşmış insanları hangi bilgiyle, hangi donanımla yargıladığımızı bile sorgulamıyoruz.

Sanattan anlamadan sanatçıyı, müzikten anlamadan müzisyeni, edebiyattan anlamadan yazarı, siyasetin temel dinamiklerini bilmeden ülkeyi, bilimden anlamadan bilim insanını eleştiriyoruz. Fikir sahibi olmak elbette herkesin hakkıdır; ancak bilgi sahibi olmadan kesin hükümler vermek, düşünce özgürlüğü değil, cehaletin özgüvenidir.

Toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey, her konuda konuşmak değil; dinlemeyi, araştırmayı ve gerektiğinde "Bilmiyorum." diyebilmektir. Çünkü gerçek bilgi tevazu getirir. Bilmediğini bilmeyen ise en çok konuşandır.

Köy kahvesinde, mahalle arasında ya da sosyal medyada oturup ülkenin tüm sorunlarını birkaç cümlede çözdüğünü sanan bir anlayış yaygınlaştı. Bu, köy kahvesini ya da insanları küçümsemek değildir; mesele, bilgiye ve uzmanlığa değer vermemektir.
Her konuda kesin yargılar üretmeyi marifet sayıyoruz. Oysa siyaset de ekonomi de sanat da bilim de emek, birikim ve öğrenme ister. Bilmeden konuşmayı normalleştirmek, bilgiye duyulan saygının eksikliğidir.


Sorun nerede konuştuğumuz değil; neye dayanarak konuştuğumuzdur. Kanaat ile bilgiyi birbirine karıştırdığımız sürece, tartışmalarımız da çözümlerimiz de yüzeysel kalacaktır.


Bir de çağımızın en büyük takıntılarından biri var: görünür olmak. Artık sadece insanlar değil, evcil hayvanlar bile sosyal medya hesaplarıyla takipçi topluyor. Yediden yetmişe herkes görülmek, beğenilmek ve onaylanmak istiyor.

Oysa görünür olmak ile değerli olmak aynı şey değildir. Kendimizi sürekli başkalarının gözüyle değerlendirdiğimiz için olduğumuz hâli yeterli bulmuyoruz. Filtrelerle, uygulamalarla, yapay kimliklerle kendimizi durmadan değiştiriyoruz. Sanki gerçek hâlimiz yeterince iyi değilmiş gibi, sürekli başka birine dönüşmeye çalışıyoruz.

Belki de en büyük eksikliğimiz, kendimizle baş başa kalabilmek. Kendisiyle barışık olan insan, sürekli alkış aramaz; her anını sergileme ihtiyacı duymaz. Çünkü bilir ki insanın gerçek değeri, kaç kişi tarafından görüldüğünde değil, kendine ne kadar dürüst kalabildiğinde gizlidir.

Görünür olma çabası doğal olabilir; ancak bu çaba, insanın kendi benliğini kaybetmesine neden oluyorsa, durup düşünmek gerekir. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha çok görünmek değil; kendimizi gerçekten görebilmektir.
"Boş başak dik durur, dolu başak eğilir."

Gerçek bilgi insana tevazu kazandırır; bilmediğini bilen öğrenmeye devam eder. En yüksek ses ise çoğu zaman en az bilenlerden çıkar.

Belki de çağımızın en büyük sorunu cehalet değil; cehaletin bilgi kılığına girip alkış toplamasıdır. Görünür olmak uğruna kendini kaybeden, bilmediği hâlde her konuda konuşan bir toplum hâline geldik.

Unutmayalım: Bilgiyi ses değil emek büyütür; insanı ise konuştuğu her şey değil, sustuğu yerde gösterdiği bilgelik yüceltir